Adaleti ile Tanınan Hükümdar’ın Hesabı

Adalet; Tarihte adaleti ile en çok anılanların başında şüphesiz ki Hz. Ömer gelmektedir. Şu ibretlik sözler de kendisine aittir; “Allah’a yemin ederim ki, Fırat kenarında bir oğlak kaybolsa (yahut bir kurt bir koyunu kapsa) korkarım ki kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer’den sorulur!” 

Bunun yanında Hz. Peygamberin adaletini örnek gösterdiği Sasanî hükümdarlarından Nûşirevân (Nuşirvan – Anuşirvan) Han vardır. Sizlerle Prof. Dr. Ahmet ŞİMŞİRGİL’in Nûşirevân Han’ın adaletiyle ilgili okuduğum bir makalesinden kısa bir hikâye paylaşmak istiyorum;

Emirlerinden en büyüğü Azerbaycan ve Horasan valisi idi. Sasanîler ülkesinde ondan daha zengin ve daha büyük vali yoktu. Eşya, teçhizat ve aletçe mükemmel idi. Oturduğu şehir çevresinde dinlenmek üzere güzel bir bahçe yapmak arzu etti. Onun arzu ettiği yerde ihtiyar bir kadına ait arazi vardı. Vali burayı da mülküne katmak istedi. Ancak yaşlı kadın geçimini buradan karşıladığını söyleyerek teklifi reddetti. Vali ise kadının sözlerine kulak asacak değildi. Zulüm ve zor ile kadının yerini çevirdi ve bahçesine kattı. İhtiyar kadın yoksul kaldı ve dara düştü. Önceki teklif üzere bedelini veya yerine mukabil başka bir arazi istedi. Ancak vali zamanında teklifini reddettiği için kadının bu isteğine de kulak asmadı.

Kadıncağız kime gitti, araya kimi koydu ise bir netice alamadı. Sonunda hiç kimseye sezdirmeden yollara düşerek bin bir zahmetle Azerbaycan’dan başkent Medayin’e geldi. Saraya girmesine müsaade etmeyeceklerini düşünerek başka bir plan hazırladı. Nûşirevân’ın bir av partisi sırasında fırsatını bularak feryadı figan ederek dikkatini çekmeyi basardı. Yanına vardığında daha önce hazırlamış olduğu dilekçesini uzatırken: “Ey melik! Eğer cihan hükümdarı isen, bu zayıf ihtiyar kadının hakkını ver ve dilekçemi oku.” dedi.

İş Nuşerivan Han’a Geçmiştir

Nûşirevân, yaşlı kadının dilekçesini aldı, okudu, sözlerini tamamıyla dinledi. Gözlerinden yaşlar boşandı ve “Üzülme, çünkü şimdiye kadar iş senin idi. Şimdi ise bana geçti. Muradını yerine getireyim ve seni şehrine göndereyim. Bir kaç gün burada dinlen. Zira yorgunsundur.” dedikten sonra bir hizmetçi çağırdı ve kadının ihtiyaçlarının görülmesini istedi.

Nûşirevân bütün gün ihtiyar kadının durumunu, hadisenin söylediği gibi olup olmadığını, meseleyi doğru olarak nasıl öğreneceğini düşündü. Ertesi gün en mutemet adamlarından birini çağırdı ona meseleyi açtıktan sonra: “Hazineden masrafların için istediğin kadar para al. Azerbaycan’a git. Orada filan şehirde, filan mahallede yirmi gün müddetle otur. İnsanlarla görüş. Sizin mahallede filan adlı yaşlı bir kadıncağız vardı. O nereye gitti. Bir arazi parçası vardı, ne yaptı diye sor. Söylediklerini doğru olarak huzuruma getir. Seni bu iş için gönderiyorum. Bu konudan kimsenin haberi olmasın.” dedi.

Ertesi gün bargâhda (Padişah divanhanesi) bütün ordu kumandanlarının önünde o adamına hitaben: “Azerbaycan’a git. Hazine için her şehirden toplanan vergileri getir. Gelirlerin ve zahirelerin nasıl olduğunu, bir yere afet gelip gelmediğini araştır.” diyerek Azerbaycan Valisi’nin de hazır olduğu erkânı yanılttı.

Nûşirevân’ın gulamı (Hükümdarı korumakla görevli asker) yaşlı kadının mahallesine vararak yirmi gün kaldı. Herkesle oturup kalktı. Daha ihtiyar kadının adı geçerken herkes “Zavallı ihtiyar kadın! Mübarek bir hanımdı. Kocası öldükten sonra yoksulluğa düştü. Geçimini sağlayan bir parça yeri vardı. Nafakasını ondan temin ediyordu. Her gün dört ekmeği olurdu. Birini lamba yağına öteki birini ekmek katığına verir diğer ikisini de sabah, akşam yerdi. Padişah hakkını da gözetirdi. Günlerini böyle geçiriyordu. Şehrin valisi onun bu arazisinin civarında güzel, manzaralı bir bina yaptırıyordu. Onun yerini de zorla gasp etti. Ne bedelini ödedi, ne de karşılık olarak başka bir yer verdi. O ihtiyar kadın iki yıl valinin kapısında dolaştı. Bir netice alamadı. Birkaç gündür o kadın kayıptır. Nereye gittiğini, ölü mü sağ mı olduğunu bilmiyoruz.” dediler.

Adalet Divanı Kurulur

Gulam durumu öğrenince süratle dönerek Nûşirevân’ın huzuruna çıktı ve bütün işittiklerini arz etti. Nûşirevân ihtiyar kadının doğru söylediğine kanaat getirmişti. Bütün gün üzgün bir halde kaldı. Sonunda sarayda görevli büyük hacibini (Padişah’ın verdiği emirleri yerine getiren görevli, kapıcı yada asker) huzuruna çağırdı ve “Ertesi gün divan kuracağım. Büyükler ve emirler huzuruma gelince Azerbaycan valisini koridorda tut ve ne emredeceğimi gör.” dedi. Nûşirevân ertesi gün emirlerinin katıldığı bir meclis kurdu. Hepsine hitaben “Size bir sual soracağım. Bana gerektiği gibi cevap veriniz.” dedi. Emirler “Ferman baş üstüne.” dediler.

Nûşirevân: – Azerbaycan emirliğini vermiş olduğum emirin (vali ve yüksek rütbeli asker) ne kadar serveti bulunuyor?

Emirler: – Muhtemel olarak 2.000.000 dinarı 500.000 dinar değerinde altın ve gümüşten kap kaçağı, 300.000 dinar değerinde süs eşyası ve mobilya vardır. Irak, Fars ve Azerbaycan’da pek çok emlaki bulunmaktadır.

Nûşirevân: – Hayvan olarak neyi vardır?

Emirler: – Yaklaşık 30.000 hayvanı vardır.

Nûşirevân: – Köle (bende) olarak nesi vardır?

Emirler: – 1.700 gulamı ve 400 cariyesi vardır. Sizin ikbaliniz sayesinde başka neyinin olduğunu ancak Allah bilir.

Nûşirevân: – Cenab-ı Hakk’ın ihsan ettiği bu kadar serveti ve nimeti olan iki ekmeğinden birini sabahleyin, diğerini akşamleyin yiyen zavallı, fakir bir ihtiyar kadının iki ekmeğini zulüm ile alan bir kimse hakkında siz ne dersiniz söyleyin?

Bütün emirler başlarını yere eğdiler ve “Onun hakkında mümkün olan en kötü muamele ne ise o yapılmalıdır.” dediler.

Nûşirevân:O emirin derisini baştan itibaren yüzmenizi, derisine ot doldurmanızı, bir kimseye eza ve zulüm yapan her mahlûka yapılanın aynının yapılacağım. Yedi gün dellallarla ilan etmenizi hemen şimdi istiyorum.

Emir aynen yerine getirildi. Azerbaycan valisinin içine ot doldurulmuş derisini Nûşirevân’ın kapısı üzerine astılar. Dellallar fermanı yedi gün ilan ettiler. Nûşirevân ayrıca emirler dağılmadan Azerbaycan’a gönderdiği gulamı ve yaşlı kadını huzura getirtti. Gulam’a “Seni ne sebeple Azerbaycan’a gönderdim?” diye sordu. Oda “Bu ihtiyar kadının durumunu doğru olarak bileyim diye gönderdiniz. Onun durumunu öğrendim ve size arzeyledim.” dedi.

Nûşirevân sonra emirlere dönerek: “Biliniz ki, ben boş lafla ona bu cezayı vermedim. Bundan sonra kim bir zulüm ve eza yaparsa herkes yapılanın aynını görecektir. Müfsidleri yeryüzünden kaldırırız. Zalimlerin ellerini kırarız. Cihanı hak ve adaletle mamur ederiz. Hûda beni bu iş için yaratmıştır. Zalimlerin ellerini kırayım diye Allah’ın kulları üzerine padişah yapmıştır. Sizin başınıza da aynının gelmemesi için iyi iş yapmaya çalışınız.” dedi.

Sonra Nûşirevân ihtiyar kadına: “Sana zulüm yapan o kimsenin cezasını verdim Senin yerinin ortasında bulunan o saray ve bahçeyi sana bağışladım.” dedikten sonra ona nafaka ile birlikte hayvan verdi. Kendisinden vergi alınmaması hususunda bir de emirname bahsetti. Artık âdil idare devri başlıyor ve Nûşirevân, Nûşirevân-ı Adil diye anılıyordu.

Bu çok beğendiğim bir hikâyedir. Tabi burada her ne kadar “hikâye” olarak nitelendirsek de bu olayın gerçekten yaşanmış olduğuna dair ciddi deliller bulunmaktadır. Nûşirevân Han’ın bunun gibi birçok hikâyesine ulaşmak mümkündür. Adaletli insan, lider, hükümdar… Kim olursa olsun adaletli olan her zaman birileri tarafından anılır, hatırlanır.

Bu konuda sizin de görüşünüzü/sorunuzu merak ediyoruz?